28 Aralık 2010 Salı

MİNİK SERÇE



Cansız bi kuş var sol tarafımdaki minik salda,nasıl olmuşta oraya düşmüş anlamadım..Düşünüyorum geldiğimden beri,bu limana ilk girişimi,irili ufaklı her tekneyi,hepsinin üstünde bir sevda bekleyeni,birbirinden renkli ahenkli isimlerini..Hep derdim küçük bir salken,birgün büyüdüğümde benimde olucak sevdam,minik bir serçem..
Ben çok küçük yaşta tanıştım aslında onunla,suya indirilişimden biraz sonra..Yolunu kaybetmiş,diğerlerine benzeyen ama aslında hiçte aynı olmayan,nefes alırken minicik kalbinin atışlarını duydugum,minicik kalbine kendimi emanet ettiğim minik kuş.. Dönmüş,durmuş,gidecek yer yokmuş,mecburen konmuş güverteme.. Azıcık dinlenip gitmek istemiş.Dinlenmişte öle dedi gitmeden biraz önce...Rahatmış onun yeri,denizde yolunu kaybetmiş,bilememiş nereye gideceğini..El sallayan yelkenlerimi farkendince,soluklanmak istemiş..Durmuş öylece bir süre tepemde..benimle gitmiş dalglar üstünde,güvenmek istemiş,rotamı izlemiş.En sonundada konmuş tam kalbime.. Konunca güverteme,unuttum dalgaları,el sallayan yelkenlerimi,altımdan gülüşerek geçen balıkları,heleki gideceğim limandaki salları.Minik bedenini dinledirmesi fazla sürmedi sevdamın,hemen bitti,güneş bile göz kırparken uzaklardan o çoktan gitti..O gidince benden,ilk sevdam,ilk sıcaklığım durdu dünyam.Battı güneşlerim denizlerimde,sustu dalgalar fısıldaşmadan duramayan martılar gibi..İlk sevdamdı o benim , alışmama fırsat vermeden bırakıp gitti beni. Aslında ben ona ezelden alışıktım ki,daha minicik bir ağaçken konmuştu dallarıma , biliyordum başka bi zamanda tekrar karşılaşacağız konuşmadım onunla,gitme kal demedim.. Tanır dedim beni kokumdan tanımadı..Çok zaman geçti aradan, ben bu güzel limanla tanıştım , sevdalar tanıdım farklı farklı.. O kocaman kanatlarıyla büyük gemilerin arkasından koşan çıkarcı martılar varya onların aşklarına bile inandim kimi zaman..
Daha ben minicik bi ağaçken başlayan aşkımızı düşünüyorum şimdi, bırakıp gittiğin zamanları,farklı mekanların sende yarattığı ferahlığı..Yanımdaki tekne geleli ne kadar oldu şurda, ben bulamadan sevdamı,onun üstünde aşkından ölen bir minik serçe..
Farklı diğerlerinden tıpkı benimki gibi..Kimseye benzemeyen bir sevdaydı onların ki,seni bana hatırlatan,yer yer boyalarımı kavlatan,yelkenlerimi beter rüzğarlarla savaşmak zorunda bırakan,engin denizlerin maviliğinde boğulmaktan korkmadığım halde ya seni bir daha bulamazsam dediğim benimki kadar gerçek bir sevda..
Bir daha hiç senle olamayacağımı bilsemde , umut ediyorum , balıkçılarla çıktığım rastgelicek bir avda,sana rastlarım, yüreğini bana yaslarsın diye..

13 Aralık 2010 Pazartesi

Hayat..

Hayat, iki dudak arasından bir çırpıda çıkan,yolları ayıran,kimine göre kısa kimine göre tatsız kimine göre mükemmel olan hayat…
Kalbimde derin yaralar açan, her atışında daha da çok kanayan acıyan , acıtan , kanatan hayat…
Nerden tutsam oradan elimde kalacakmış gibi korkuyla elimden her seferinde uzaklara attığım, attığımız hayat… 
Kime ne getireceği belli olmayan, getirileri beğenilmeyen hayat…
Tam yüzümüze gülmüşken sırt çeviren, en ufak zorlanmada kaçtığımız, kaçındığımız hayat…
Dudaklarımda aşk,kalbimde bir sızı, her günüm gözyaşı,her anım acı,nefes almaya çalıştıkça boğuluyorum sanki.Çırpındıkça batar ya insan bataklıkta batıyorum aslında farkında olmadan.Her seferinde bir umutla, daha da çok çabalıyorum sana ulaşmak için o bataklıktan çıkmaya ve her seferinde daha da çok saplanıyorum o çamura… Uzattığın dalı tutmaya çalışıyorum sayıklarken adını, unutuyorum kendi varlığımı, bedenimi saranın çamur değil sevgin olduğunu hayal ediyorum. Kalbimdeki sızı özlemin aslında biliyorum, acımıyor canım aslında, nefes aldıkça sen doluyorsun içime, kalbim acıdıkça daha çok özlüyorum ölesiye, acılarım acıların olur biliyorum… 
Senden geçemem biliyorum...

12 Aralık 2010 Pazar

 Bir deniz kızı kıyıdaki balıkçıyı izleyen,
 Bir balıkçı deniz sevdasından ölen,
 İkisi de yaşayamaz onsuz, susuz.
 Uzaktan göz kırparken yakamozsuz denizdir özlemle yitip giden
 Ansız apansız bir fırtınalı bir fırtınasız oradan oraya gezen!
 Ne deniz kızıdır istediği, nede balıkçı.
 Deniz feneridir içini gösteren yer yer aydınlatan ruhunu,
 Bilir öpemez hiç bir zaman onu,
 Sadece uzaktan seyreder kucaklar sularıyla,
 Susuzluktan ölen deniz,
 Hep yanında ister
 Ondandır rüzgarla işbirlikleri ve yine ondandır yakamozların oyunları.
 El birliği eder herkes, yakamozla göz kırpar kimi zaman,fırtınayla daha sıkı sarılır eteklerine..

...

       Karın yağdığı geceleri seviyorum en çok, hem sen olup yağıyorlar bana, her tanesinde farklı bir düşünü fısıldarlar kulağıma, senden bir şeyler bulurum onlarda, pembe gökyüzü dudaklarımdan da pembe sen olur akarlar rüyalarıma. Senin bıraktığın yerden başlar günüm sonra başka bir karlı geceyi bulmak umuduyla..

Başlangıç..


        Kar taneleri içime yağıyor sanki bugün ,sanki sensiz daha çok üşütüyor beni,sensiz daha bir çatlak ellerim,dudaklarım,ne sevişin var içimi ısıtan ne de öpüşün.Karlar yağarken bırakıp gitmiştin beni geçen yıl hatırlar mısın sevgili? Ben senin arkandan bakakalmıştım önce, sen yakasını kaldırmıştın montunun, belki kulakların üşümesin diye beklide duymamak için gitme deyişimi. Baktım uzunca arkandan önce, gitme dedim, havanın buğusuna yazdım adını gitme kal benimle,duymadın,dönmedin bile bir kez ... Bende kendi kendime ; Karın üzerinde bıraktığın ayak izlerinden takip ederim dedim seni,koştum arkandan yetişemedim benden önce kar tanelerinin oldu ayak izlerin,yanakların soğuktan kızarırken ellerin çatlamışken ,ben sana yetişemedim,kar taneleri düştü ellerine yüzüne benden önce öptüler seni yetişemedim..