6 Ocak 2011 Perşembe

Deniz!

 Her çocuğun bir hikayesi olmalı. Sevinçleriyle,üzüntüleriyle,uçuşan hayalleriyle.. Her çocugun bir hikayesi olmalı,olmalı ki ilerde pişmanlıklarından ders alsın.Kendi hikayesi olmalı ki kendi yolunu kendi çizebilsin korkusuz bazen umutlu bazen umutsuz..
Küçücük bir çocuk Deniz, gözleri boncuk mavi saçları altın sarısı.. Gözünüzün önüne şirin mi şirin bir kız çocugu geldi belki ama Deniz bir erkek.. İlerde neler yaşayacağını bilmeden,sağa sola koşturan,her muzurluğun altında eli olan,saman altından nasıl su yürütüleceğini mahalle çocuklarina uygulamalı ögreten bir çocuk..Gülünce gözleri çakmak çakmak,gamzelerinde gözyaşlarını boğar Deniz.. Deniz’in umutları var ta o zamanlardan, çok sevecek ilerde çok güzel bir ailesi olacak, yaşitları misket oynarken, arada aklına geliyor Deniz’in ailesi…Babası annesine çok çektirdi ya kendi yapmayacak,kıymayacak sevdiğine biricik karısına,belki annesini de yanına alacak eğer isterse onu baş tacı yapacak.Babası ölür belki o zamana,ölmezse iyi bir ders verecek,nasıl bakılır annesine herkese gösterecek.Deniz oturmuş bir bankın kenarına,geleceğini hayal ediyor ya,zaman yerinde durur mu ki ilerliyor o da..
Yıllar sonra deniz kocaman olmuş,hayalleri o zamankinden daha küçük,o büyümüş, hayalleri küçülmüş sanki.Ne babasına öfkesi var ne de annesine dair umutları aklında.Arkadaşlarıyla bir araya gelince yine aynı muzurlukta.. Gülüyor güldürüyor da.Değişen tek şey aslında hayalleri.. Hayalleri olmalı her çocugun bazen dolu dolu bazen bomboş.Umutları olmalı..
Deniz oturmuş denizin kıyısında,dalgalar hatırlatır ona eski hayallerini,umutlarını.. Şimdi yenisi de eklenmiş umutlarına.. Bembeyaz martının kanatlarında uçup gelen, minicik heyecanlar taşiyan o martı, tepesinde dönüp duruyor da inemiyor bir türlü yakınına.Korkuyor tıpkı Deniz gibi, korkuyor da inemiyor yamacına.Deniz martıyı fark edeli çok olmuş ama nasıl ikna edecek onu,nasıl heyecanına ortak olacak onu bulamıyor. Martı tepesinde dolanıyor, dolanıyor.Deniz yerinde saymakta,küçükken ki gibi olsa aklına bin türlü numara gelirdi,indirirdi ürkek martıyı.Ama gelmiyor sanki büyüdükçe hayalleri küçülüyor. Sanki nefes alışı zorlaşiyor.Büyüdükçe acele hazırlanmış senaryoları yok artık.Uzun uzun düşünüyor var oluşun sebebini..
Denizin hayalleri her dalgada köpük köpük akıyor sanki bilmediği bir limandaki bilmediği kadına.. Göz göz oluyor hayalleri dalgalar kumlarla buluştukça.Tıpkı Deniz’in birkaç günlük sevinçleri gibi.Dalgalar kumlara yüz veriyor,sonrada apansız çekip gidiyorlar Deniz gibi.Hiç bilmediği bir limandaki sevgiliye hasret Deniz biliyor.Ama artık büyüdü ya korkuyor,hayal kurmaktan,hayalsiz kalmaktan.Sığınacak bir liman arıyor kimi zaman.Biliyor ki,bilinmeyen diyarlara yelken açmanın vakti değil.. Peki ama ne zaman vakti gelir??

3 Ocak 2011 Pazartesi

Göl, gök , göz...


Birlikte çıktıkları kısacık bir yürüyüş göl kenarında,belki güneşin batımında belki güneşin doğumunda..Zamanın önemi yoktu ki hiç bir zaman.. Yürüdüler korkulu, sessiz.. Gölün sesini duydular belki de ayrı ayrı. Yinede farklı algıladılar bütün olanları belki.. O kadar kalabalıktı ki etraf,içlerinde kanat çırpan küçük kuşun kanat seslerini duyarsa birileri diye yürüyüşü uzatmadılar.Gidip oturdular daha önce ayrı ayrı geldikleri ama hep birlikte gelmeyi düşündükleri minderlerin üstüne gölün kıyısında.. Kalabalıktı ya etraf aslında yalnızlardı orada yanlarında başka bir kalp vardı çarpan olayların farkında olmayan. Belki de olmasın diye dua edilen bir kalp.Kısa telaşlı her şeyden konuşuldu orada.Güldüler kimi zaman hep birlikte,birlikte çarptı üç kalp,biri bazen ritmi bozdu,kırdı,kırıldı.. Bitmesini istemeyen kalp,kalp gözüne de güvenir ya,ellerinden okumaya çalıştı düşündüklerini,belki birazcık sıcaklığı hissederdi hem kendi hem de diğeri..Önce üçüncüden başladı,ısıtmak istedi belki yüreğini,belki de kendine sığınak aradı,kendine güveninin gelmesini bekledi. Sıra gölün etrafında yürürken kendi kendine kavga etmesine sebep olan kalbe gelince durdu,sanki alamadı nefes..Ne gölün sesi,ne de onun sesi durdu zaman..Her çizgisini,her çıkıntısını,her öfkesini anlamaya çalıştı elin.Kimi zaman duyar oldu sesini kimi zaman nutku tutuldu.Uzadıkça uzadı ellerin konuşması.Biri bırakma derken diğeri bırakamıyorum der gibiydi.Uzun uzun konuştular,dağlardan,yollardan,çöllerden,diyardan diyara bir yol aradılar.Aradılar da bulamadılar..Minik kalplerden biri nasıl bir hızla çarpmaya başladığını hissedip ellerine bakarken bulup da kendini,diğerine yakalanınca,ürktü.Uzaklara kaçıp gitmek istedi,gidemedi,kalamadı da ..Sanki minik bir kuş oldu yüreği,içinde bir o yana bir bu yana vurup durdu kendini.Nefes alamadı o da minik kuşta.. Bırakamadı ama,kanat çırptı bir süre minik kuşlar birlikte.Biliyordu kendi ne kadar çok şey hissettiyse diğeri de hissediyordu.Yanlarındaki üçüncü kalbi unutmuşlardı ya bir anda,aynı anda hatırladılar belki de onu da.Her şeyi hep aynı anda algılar aynı anda hissederlerdi ya hep yine öyle olmuştu işte birlikte fark ettiler yanlarındakini. Paylaştılar ne varsa içlerinde hem de en zor şekilde derin çok derin bir sessizlikle birlikte.Ellerden biri gitme kal dedi.. Diğeri de nasıl dedi? Üçüncüye rağmen ellini tuttu sıkı sıkı ama çok kısa çok ürkek belki 2 belki 3 saniye.. Gitme!.. 
DOĞARKEN GÜNEŞ,GÜLÜŞÜNLE,İÇİMDE KOSKOCA BİR BOŞLUK NE OLDUĞUNU BİLMEDİĞİM , BİLSEM BİLE KORKTUĞUM
UĞRUNA ÖLDÜĞÜM.. BIRAKIP GİTME BENİ BIRAKIP GİTME....

"La vie en rose - Louis Armstrong" O ki alır götür herkesi..

Bahar kokan adam..

Köşesi kıvrılmış bir aşk mektubu bu,özlemlerin aşk kadar yer tuttuğu bir ask mektubu..Diye başlıyordu kadının elindeki mektup,bırakıp gittiği arkasına bakmaktan korktuğu ama bir o kadar da özlediği bahar kokulu adamın mektubu..
Nasıl nerden başlamalı hikayesine o da bilmiyordu,ama başlanmalıydı bitmemesi gereken bu hikayeye belki de hafızalardan hiç silinmemiş olan hikayeye.. Onların ki ne diğerleri gibi ilk görüşte aşktı,ne de yolları kesişen iki insanın hikayesi..Her zaman olduğu gibi farklıydılar herkesten ve her şeyden..
Köşesi kıvrılmış aşk mektubu şöyle devam ediyordu,benim yerim senin yanın asla bırakma, gözlerin gözlerime değdiğinde,nefesim boğazımda düğümlenir, yutkunamam, nasıl nerde buldun beni bilmem ama bırakıp gitmen neden??
Kadın kapattı mektubu yeniden,hikayeyi anlatmaya neresinden başlamalı bilemedi anlatamadı da hiç bir zaman.. Ne kendine ne de bir başkasına.. Hep kaçtı bu hikayeden,bu hayalden,korktu gerçekten kırılmaktan ,  kırmaktan ,  özlemekten.. Hep tek kalsın,ona özel olsun bozulmasın istedi ama bilmedi hiç  , bahar kokulu adamın özlemlerinin gerçekliğini.. Bilemedi hiç yanılıp yanılmadığını.. Bahar kokulu adam yollamıştı bir mektup daha işte.. Elinde tutuğu bizzat onun cümleleriydi, Sen olmadan da severim ben seni,dönüp gelirsin bir gün biliyorum bıraktığın yerde olamam belki ama severim seni.. kadın mektubu nasıl kaldıracağını bilemedi ortadan.. Atmalımıydı yoksa diğerlerinin yanınamı kaldırmalıydı bu bahar kokulu mektubu..
En çokta son cümlesi düğümlenmişti boğazında okurken içer gibi mektubu.. “Yokluğuna alışmayı düşünemem ölüm olur ayrılığın biliyorum..” 
Bir kez daha kaçtı kadın bahar kokan adamın,bahar tadında aşkından.. Yoluna devam etti,buz gibi geceler tatsız sabahlar yasadı, bazen güneşli bazen bulutlu.. 
Hep onunla oldu bahar kokulu adam, kışa inat açan çiçekler gibi  taze,kardelenler kadar cesur,ve hep yanında..